Friday, May 26, 2006

We could slip away, wouldn't that be better..me with nothing to say, and you in your autumn sweater


yo la tengo dinledikçe daha bi içe dönük oluyorum belki bende bu etkiyi yapıyodur.zaten kendime doğru bükülebiliceğim şarkıları seviyorum.kendine doğru bükülmek doğrusal düzlemde uzayip
kendinden uzaklaşmaya çalışrken sert bi virajla istikameti kendine yöneltir durumda bulmak.autumn sweater kişinin söyliyceklerinin ağzına tıkanması ya da donup kalmasıyla iligili yazılmış en iyi şarkılardan biri.bazen ne kadar bişiler söylemeye çalışsak da olmuyor.beyinde duygular sözcüklere dönüşmüyor.belki de beyin o kadar karmaşık o kadar melez o kadar mutant duygular yaratıyor ki onları adlandırmamışız daha önce.zaten gerek de yok her söylenen kelime sadece söylemek istedigimizi ''gibi'' aktarıyor.ne hissettiğimle ilgili her söyledigim yalan mı oluyor o zaman..yalan değil.gerçekten kafamda olan biten şeyin kötü bi yansıması.gülen aynalarda yansıyan görüntülerimize benziyo.herkesin o tuhaf gülen aynası da farklı olabiliyor yanında taşıdığı.bu durumda hislerin anlatımına dair müzik resim ve hangi dil kullanılıyorsa hayırlı bi iş.maske diye bi film vardı cher in.ne garip bişiydi o ööyle yüzünde doğuştan ciddi orantısızlıklar olan bi oğlu vardı o garip konkav konveks aynalardan birine baktığında görüntüsünün olası normal haliyle karşılaşıyordu.belki bir gün bir başkasının gülen aynasına bakarsak sürekli anormalleştirip şeklini bozduğumuz duygularımız adlandıralamayan hislerimiz normal bir görüntüye kavuşur.evet saçmalamakta sınır yok.

autumn sweater ın sözleri..


When I heard the knock on the doorI couldn't catch my breathIs it too late to call this offWe could slip away, wouldn't that be betterMe with nothing to say, and you in your autumn sweaterI tried my best to hideIn a crowded room, it's nearly possibleI wait for you, oh, most patientlySo I looked for your eyesAnd the waves looked like they'd pour right out of themI'll try hard, I'll try always.But it's a waste of timeIt's a waste of time if I can't smile easilyLike in the beginningIn the beginning...

Thursday, May 25, 2006

nine inch nails


tüm zamanların en depresyon şarkılarından biri kesinlikle hurt ve ne kadar dinlesem bıkmıyorum.kafada bazı şarkılar çalar durur bu onlardan biri.zaten trent reznor öyle dinlerken sanki etrafa sis makinasından sisler yayılıyor ya da şatoya giden patikadayız ulaşıcaz.evet nine inch nails giderek o kasvetini yitirse de ne oluyo bitiyo ben kendimi yıllardır bu adamın sesini dinlerken buluyorum bağırı çığırıyo asıcam kesicem kendimi diyo yeter artık diyo seviyorum lan diyo.iyiki de diyo yani.polanski nin karsının öldürüldüğü evde yaşıyodu biara hala orda mı acaba.kendine yöneltilmiş cinayi istekler hat safhada zaten.son albüm de öyle yeter be hep aynı hep aynı söylemimizi süslüyo agresifleştiriyo bize dinletiyo.hani olur ya öfkeli ama duygusal tipler onlardan biri trent.help me i am in hell diycek kadar da yardıma muhtaç insan ruhunu anlatıyor yardım istiyo ama böyle acındırarak değil sanırım en çok bu yüzden seviyorum adamın sözlerini.varoluşa dair aptal kaygıları yok direkt yaşanmışlık bıkmışlık deneyimler içinde sıkışıp kalma hali söz konusu.yani çıkış ararım ve bulabilirimler ..ortaçağ şatosunun tekinde konser verse çok sevinirdim nin. üzerine placebo nun space monkey sini dinlemek gayet iyi geliyo placebo arada böyle karanlık vokaller yapsın çok güzel oluyor.tezer özlü,sylvia plath okurken falan bu adamlar eşlik etsin yakışıyo

Wednesday, May 24, 2006

domestik bakışmalar

doğduğumdan beri en çok göz göze geldiğim şeyin duvarlar olduğunu daha da iyi anlıyorum sıkıntılı sıcak bir günde.sürekli bir prizmanın içindeyim ve onun her cm karesini bilinçdışımın görsel çöplüğüne kaydediyorum.epeyce tavana bakıyorum.tavana eğlenceli bişiler assam belki iyi olur.üstelik dişçilerde niye tv koymazlar tepeye anlamıyorum sürekli beyazlığa bak bak delirtici..neyse işte yatağında insanın kendini dişçi koltuğundaycasına tedirgin,huzursuz ve sıkılıyor hissetmesi iyi değil.bu durumda bekleme odamız da evin diğer odaları oluyor.nebliyim akşam sabah olsun diye kasmak ve sabahleyin de akşam olsun diye beklemek çok beklentilisin çok..duvarların hipnotize edici etkisi var.baktıkça bakasın geliyor.kulağına aynı şeyin söylenmesinin embesilleştirici etkisi gibi sürekli aynı duvarlara bakmak.gözüne sürekli aynı şeyleri görüntülemesiyapıştırılan resmi asılan çerçeveyi yutan.astığın şeye bakıp seviniyosun önce sonra noluyosa oluyo duvarın ekolojisine karışıyo sanki eriyo.duruyo orda ama yok görmüyosun.

Tuesday, May 16, 2006

kalp sağlığı..

küçük iskender demiş iyi etmiş..

ayrılıkta acı, insanlara eşit olarak dağılmıyorsa, ortada bir haksızlık var demektir. doğal ki burada kişilerin karşılıklı duyumsama katsayıları eşitlenmiş, olay tamamen nesnel bir yüzeyselliğe indirilmiştir. beni kaygılandırmayı, endişelendirmeyi becermiş, becerebilmiş davranışlardan, bu davranışların sahibinin aynı değerde etkilenmemesinin nedenini öyle büyük sonuçlara bağlamadan çözmek isterdim. çünkü belki benim açımdan yaşananlar derin bir takım duyarlılık paradoksları taşıyabilir, ama karşımdaki kahramanın aynı insancıllığı gösterebilecek gücü henüz kendinde hissedemediğine eminim. biliyorum, kabaca herşey algılayabildiğimiz ve algılarımızı da bir gün aşabileceğimiz an ulaştığımız düzeyin kişisel ve toplumsal bir anlamı olduğunda biçimlenmekte. ve felsefi bir espri kazanabilmektedir. yoksa hiç! yoksa hiç konuşmadan protesto etmeli.. yani eyleme geçmeli. saf canlının doğası teoriyi değil, eylemi kabullenir. insanı böylesi kobay muamelesi görmekten kurtaran da teoriye dönebilmesidir. ben ayrılıklarda acı çekiyorum. karşımdaki insanın acı çekmediğini, benim kadar üzülmediğini farkedince, bir de bunun için acı çekiyorum. bu, egosantrizmin sapık bir şeklinin bende yerleşmesine, kimlikleşmesine yol açabilir. bundan da korkuyorum