Saturday, August 19, 2006

slalom pisti olarak yaşam


slalom kelimesine rastlamam çok tesadüfi oldu bazen bazı kelimelerle tuhaf bir ilişkiniz olur onlara hemen kanınız kaynar ve sürekli kullananız gelir..beyninizde tekrar eder durur.kelimenin akustiğinden midir yoksa anlamının içeriğindenmidir bilmezsiniz.musallat olmuştur işte.bunlardan biri çocukken izlediğim kayak yarışmalarında bayrakların etrafında sert virajlar yapan insanların aslında slalom hareketini gerçekleştirmiş olduğunu öğrenişim ve kelimenin hoş söylenişi oldu..ortaya çıkan bayraklı bir sopa ve etrafını sert bir dönüşle kattetmek.sonra bir başka bayrak.
sert kopuk geçişler sürekli yokuş aşşağı durduramadan kayıp gidiyor olmak..slalom pistindeki yarışçının hüzünlü bir kaderi bir sürü bayrağı geçsede bir kaçında çuvallamak..
duygusal anlamda da keskin geçişlerin ve durdurulamayan akışın içinde slalom pistindeymişçesine yaşıyor olmayı kabullenememek.bir gün her şey yolunda çünkü son hızla kaptırmış yokuş aşağı kar tanelerinin üstünden kayıp gidiyorken başarılı olmak adına keskin dönüşle farklı istikamette yol almaya çabalamak.hayat da biraz öyle sanki.trtde cmartesi gecesi eğlence prglarının vitrin mankeni donukluğuyla konuşan spikerlerinin şiirlerini anımsatıyorum kendime.bir dekorum eksik.belki zorlarsam iki üç plastik çiçekle de bu işi halledersem güzel olucak.hayatı belli bir noktasından diğerine ulaşmak için çeşitli kıvraklıklarla istikamet saplarıyla donatılmış bir biçimde yaşamaya dayanamamak da söz konusu olabilir.yuvarlananan karlar içine gömülen başarısız bir yarışmacı da olabilirsiniz..bir öyleyken bir böyle.
çok uzun süre organlaşmış birine yabancılaşmak..hep gidilen bir yere artık hiç gidilmeyecek olması..bir durumun yerlisiyken pılını pırtını toparlayıp kendini durumdışına sürmek..hep oynanılan rolü reddedip film karesinden fırlamak..repliksel sistemi bozmak..size yöneltilebilecek tüm soruların artık cevapsız kalması..akış içersindeki mantık hatalarını bularak oynanan bir oyuna dönüştürmek..yanındaymış gibi konuştuğun birinin aslında yanında olmadığını anladığın andaki kendi kendime konuşuyorum yalnızlık-paniği nin beni gören oldu muyla karışmasına sebep vermek ve tüm bu kişileri uzaktan izlemek eğlenmek için değil ezberlenmişliklerin fos çıkmasıyla oluşan doğaçlama absürde dönüşen devamlılığın kırılışa uğramasına bakmak.keskin virajların birinde artık dönememek.duruma uyum kaybı.kafanda kar maskesiyle ifadesizleşmiş ve susturulmuşken.

Monday, June 12, 2006

bayat laflar

bunun senle ilgisi yok,sorun sende değil bende bu laflar inanılmaz batmaya başladı son zamanlarda bana sarfedilmesi dışında insanların birbirine bunu söylemesi çok ciddi bi kestirip atma mazareti.
öncelikle belli bi olay varsa bileşen senin ve karşındakinin tutumlarıdır hiç biri diğerinden soyutlanamaz.evet her şeyin biribirimizle ilgisi var her şeyin birbiriyle ilgisi var.böyle slogan lafları artık kimse kullanmasın mümkünse.
sayısız slogan laftan biri de ''ben böyleyim'' söylemini içinde barındıran kişisel ifşa araçlarını genişletme çabasıyla şaşırıp kalan insanlar.gerek gündelik yaşamda gerek blog sayfalarında korkunç bi tiksinçlik uyandırma çabası var sonunda da ben böyleyim kardeşim haha bak ne kadar değişiğim gördün mü mesajı geliyor.kötülüğün ne kadar çekici olabiliceğini tabiyki anlıyorum ama hayat sahne ya da bir gösteri alanı değil ki ..
sıradan hayatını sıradışı kılıyor olma biçimi olarak görülmesin orda burda hueeyt öyle umursamaz öyle canının istedigini yapan biriyim ki söylemlerinin sonucu olan başkalarını kırıp döken tutumlar.neyse işte kişisel bi serzeniş o kadar.

Friday, May 26, 2006

We could slip away, wouldn't that be better..me with nothing to say, and you in your autumn sweater


yo la tengo dinledikçe daha bi içe dönük oluyorum belki bende bu etkiyi yapıyodur.zaten kendime doğru bükülebiliceğim şarkıları seviyorum.kendine doğru bükülmek doğrusal düzlemde uzayip
kendinden uzaklaşmaya çalışrken sert bi virajla istikameti kendine yöneltir durumda bulmak.autumn sweater kişinin söyliyceklerinin ağzına tıkanması ya da donup kalmasıyla iligili yazılmış en iyi şarkılardan biri.bazen ne kadar bişiler söylemeye çalışsak da olmuyor.beyinde duygular sözcüklere dönüşmüyor.belki de beyin o kadar karmaşık o kadar melez o kadar mutant duygular yaratıyor ki onları adlandırmamışız daha önce.zaten gerek de yok her söylenen kelime sadece söylemek istedigimizi ''gibi'' aktarıyor.ne hissettiğimle ilgili her söyledigim yalan mı oluyor o zaman..yalan değil.gerçekten kafamda olan biten şeyin kötü bi yansıması.gülen aynalarda yansıyan görüntülerimize benziyo.herkesin o tuhaf gülen aynası da farklı olabiliyor yanında taşıdığı.bu durumda hislerin anlatımına dair müzik resim ve hangi dil kullanılıyorsa hayırlı bi iş.maske diye bi film vardı cher in.ne garip bişiydi o ööyle yüzünde doğuştan ciddi orantısızlıklar olan bi oğlu vardı o garip konkav konveks aynalardan birine baktığında görüntüsünün olası normal haliyle karşılaşıyordu.belki bir gün bir başkasının gülen aynasına bakarsak sürekli anormalleştirip şeklini bozduğumuz duygularımız adlandıralamayan hislerimiz normal bir görüntüye kavuşur.evet saçmalamakta sınır yok.

autumn sweater ın sözleri..


When I heard the knock on the doorI couldn't catch my breathIs it too late to call this offWe could slip away, wouldn't that be betterMe with nothing to say, and you in your autumn sweaterI tried my best to hideIn a crowded room, it's nearly possibleI wait for you, oh, most patientlySo I looked for your eyesAnd the waves looked like they'd pour right out of themI'll try hard, I'll try always.But it's a waste of timeIt's a waste of time if I can't smile easilyLike in the beginningIn the beginning...

Thursday, May 25, 2006

nine inch nails


tüm zamanların en depresyon şarkılarından biri kesinlikle hurt ve ne kadar dinlesem bıkmıyorum.kafada bazı şarkılar çalar durur bu onlardan biri.zaten trent reznor öyle dinlerken sanki etrafa sis makinasından sisler yayılıyor ya da şatoya giden patikadayız ulaşıcaz.evet nine inch nails giderek o kasvetini yitirse de ne oluyo bitiyo ben kendimi yıllardır bu adamın sesini dinlerken buluyorum bağırı çığırıyo asıcam kesicem kendimi diyo yeter artık diyo seviyorum lan diyo.iyiki de diyo yani.polanski nin karsının öldürüldüğü evde yaşıyodu biara hala orda mı acaba.kendine yöneltilmiş cinayi istekler hat safhada zaten.son albüm de öyle yeter be hep aynı hep aynı söylemimizi süslüyo agresifleştiriyo bize dinletiyo.hani olur ya öfkeli ama duygusal tipler onlardan biri trent.help me i am in hell diycek kadar da yardıma muhtaç insan ruhunu anlatıyor yardım istiyo ama böyle acındırarak değil sanırım en çok bu yüzden seviyorum adamın sözlerini.varoluşa dair aptal kaygıları yok direkt yaşanmışlık bıkmışlık deneyimler içinde sıkışıp kalma hali söz konusu.yani çıkış ararım ve bulabilirimler ..ortaçağ şatosunun tekinde konser verse çok sevinirdim nin. üzerine placebo nun space monkey sini dinlemek gayet iyi geliyo placebo arada böyle karanlık vokaller yapsın çok güzel oluyor.tezer özlü,sylvia plath okurken falan bu adamlar eşlik etsin yakışıyo

Wednesday, May 24, 2006

domestik bakışmalar

doğduğumdan beri en çok göz göze geldiğim şeyin duvarlar olduğunu daha da iyi anlıyorum sıkıntılı sıcak bir günde.sürekli bir prizmanın içindeyim ve onun her cm karesini bilinçdışımın görsel çöplüğüne kaydediyorum.epeyce tavana bakıyorum.tavana eğlenceli bişiler assam belki iyi olur.üstelik dişçilerde niye tv koymazlar tepeye anlamıyorum sürekli beyazlığa bak bak delirtici..neyse işte yatağında insanın kendini dişçi koltuğundaycasına tedirgin,huzursuz ve sıkılıyor hissetmesi iyi değil.bu durumda bekleme odamız da evin diğer odaları oluyor.nebliyim akşam sabah olsun diye kasmak ve sabahleyin de akşam olsun diye beklemek çok beklentilisin çok..duvarların hipnotize edici etkisi var.baktıkça bakasın geliyor.kulağına aynı şeyin söylenmesinin embesilleştirici etkisi gibi sürekli aynı duvarlara bakmak.gözüne sürekli aynı şeyleri görüntülemesiyapıştırılan resmi asılan çerçeveyi yutan.astığın şeye bakıp seviniyosun önce sonra noluyosa oluyo duvarın ekolojisine karışıyo sanki eriyo.duruyo orda ama yok görmüyosun.

Tuesday, May 16, 2006

kalp sağlığı..

küçük iskender demiş iyi etmiş..

ayrılıkta acı, insanlara eşit olarak dağılmıyorsa, ortada bir haksızlık var demektir. doğal ki burada kişilerin karşılıklı duyumsama katsayıları eşitlenmiş, olay tamamen nesnel bir yüzeyselliğe indirilmiştir. beni kaygılandırmayı, endişelendirmeyi becermiş, becerebilmiş davranışlardan, bu davranışların sahibinin aynı değerde etkilenmemesinin nedenini öyle büyük sonuçlara bağlamadan çözmek isterdim. çünkü belki benim açımdan yaşananlar derin bir takım duyarlılık paradoksları taşıyabilir, ama karşımdaki kahramanın aynı insancıllığı gösterebilecek gücü henüz kendinde hissedemediğine eminim. biliyorum, kabaca herşey algılayabildiğimiz ve algılarımızı da bir gün aşabileceğimiz an ulaştığımız düzeyin kişisel ve toplumsal bir anlamı olduğunda biçimlenmekte. ve felsefi bir espri kazanabilmektedir. yoksa hiç! yoksa hiç konuşmadan protesto etmeli.. yani eyleme geçmeli. saf canlının doğası teoriyi değil, eylemi kabullenir. insanı böylesi kobay muamelesi görmekten kurtaran da teoriye dönebilmesidir. ben ayrılıklarda acı çekiyorum. karşımdaki insanın acı çekmediğini, benim kadar üzülmediğini farkedince, bir de bunun için acı çekiyorum. bu, egosantrizmin sapık bir şeklinin bende yerleşmesine, kimlikleşmesine yol açabilir. bundan da korkuyorum

Sunday, March 05, 2006

ruh deformasyonu


genetik kodların getirdikleriyle forme olmuş beden nasıl kazalar hastalıklar sonucu metamorfozlara uğrarsa ruh da yaşanılanlar ertesi biçimselliğini yitirebilir belki..ruh deformasyonu öyle bir şey ki onun yeni şeklini begenmeyebilirsiniz belki tarzı size çok yabancıdır.. ama işte onla yaşarsınız sevmediginiz bir giysiyi giymek zorunda olup sokaklarda dolaşmak gibi..tanıdık kimseye rastlanmak istenmez o ruhla..ve en olmadık zamanda birer birer karşılaşılır onlarla..insanlarla yaşanılan karşılaşmalar birer trafik kazasıdır bir güzel çarpışılmıştır da bunu gözünüz açıldığında hissedersiniz yara bere içinde tanımadıgınız bembeyaz bir yerde uyanmaya çabalarken.her şey için çok geç travma sonrası yalnızlığı..ziyaretçi beklemek ve bakıma muhtaç olma vaziyetleri..ruhum hiç bir zaman eskisi gibi olmayacak naraları atılarak dolaşılan koridorları kalbin.sargıların çıkmasını beklemek..sargıların altındaki seni tanıyamama korkusu..ne kadar da değişmişim..estetize edilmiş boşverler,bu da geçerler,her şeyi ne kadar takıyorsunlar arası ''yeter''lerin sunulduğu günün menüleri.. o hayatım kurtuldu yaşasın diye sevinememenin verdiği yüz kızartısı.neden şükretmeyi küçümser o büyük kaza sonrası rehabilitasyon köşesindekiler.yine mi burdayım diye çığlık atıp damarlarına herkesinbaşınagelirbunlar sakinleştiricileri dayanan..uyumsuzlar,kaybedenler,dışlananlar,farklılar,ötekiler,dikkatkırılabilir uyarısını yanlış yerlerinde taşıyıp dökülenler parçalananlar .amorfik,zehirli duman gibi dolaşan ruhları içlerinde..hislerin,sözlerin,ses tonlarındaki inanışların yanıp kül olmasıyla oluşan kaybolanlarmonoksit gazıyla yavaş yavaş sersemleşenler..kollarına takılan antidepresan serumlarını yanlarında taşıyanlar.

sadece duruyordum

sadece duruyordum

Thursday, March 02, 2006

mutsuzluk obezitesi


aslında bize iyi gelen degil kötü gelen şeylerin peşinden ilerleriz.dairesel bir koşu pistinde sürekli aynı yerlerden geçip gitsek de kaslarımız taş kesilse nefessiz kalsak ve yakalayamıcak olsak da acının ortaya çıkardığı ağrı kesicilerin keyif vericiliği baştan çıkarır.önemliyim çünkü mutsuzum..yaşam belirtisi olarak mutluluktan yoksunluk..kendi kendimizi unutmak kendi kendimizin dikkatini çekmeyi istemek.kendine şımarmanın en klasik örneği acı çekiyorum öyleyse varım..yoksunluk krizlerinin poh pohladığı depresyon atakları esnasından yalnızlık ışıltılı hareketsizlik vaziyetleri..suskunluğun verdiği inatçı çocukluk sanrılarına dahiliyet.kendinle konuşmamak kendine trip atmak.aynalara giren eller paralel boşluğu yoklayan hayalet bedenin içinden geçen dokunma denemeleri..aslında burada değilim çok uzaklarda deyip buradalığın oyundan atılması.oyunda hep ebe olmak sürekli yorulmak yakalanmanın keyfini degil yakalayacak olmanın stressini barındırmak.ne burda ne şimdi yakalanabilir geriye geçmiş ve geleceğin bugün çok mutsuzum motivasyonları kalıcaktır.
bu da ne yüzüm ıslanıyor yoksa sadece gözlerim yüzümümü yıkıyor ne kadar akıllı bir bedenim var her sıkıldıgımda beni serinletiyor..

Wednesday, March 01, 2006

çatırt

beyinimdeki çatırtılar ve çatlaklardan akıp gidenler/kan yerine göz yaşımı mı dolaşır bedenlerinde hiç susmazlar bazılarımız/hep içe doğru zırlarlar.

durmak üzerine


durmadan değişen ve dönüşen oyunlar arası geçişlerden oluşan dünyaya karşı bir tür mızıkçılık yapıyorum ve duruyorum.donuk,katatonik ve hissiyatı yüksek bir duruş bu.eylemlerin arasında şaşkınlık..duygusal habitatı terk etme çabalarına dair istemsizce durmak.durarak kopmak terk etmek bulunulan yeri.astral yolculuk mu yapıyorum yoksa aslında tüm gün koştursam da yerimde durarak.