Karen O sağ olsun çok güzel bir soundtrack olmuş çocukların eşlik etmesi falan şarkıları hem sevimli kılmış hem de kulağa cidden güzel geliyor kilise korolarında çocukların pek ruhani ve kendilerinden geçercesine yaptıkları eşlikleri anımsattı bana keşke o dönemde de karen o'ydu spike jonze'ydi birileri olsaydı da çocuklara yakışan şeyleri söyletseydi biraz eğlenselerdi onlar da.korkuyorum açıkçası ne zaman böyle bir kilise korosu şeklinde bir grup çocuk vokal yapsa.hep ciddi ve ölümcül şeylermiş gibi geliyor söyledikleri belki de kilisenin akustiğinden belki de bu ritüeli sadece filmlerde dizilerde yönetmen bizim tüylerimizi diken diken etmesi için çektiğindendir.Karen o ve spike jonze çocuk yaparlarsa böyle bir koro oluştursunlar evde eğlensinler kaydetsinler eminim süper olur biz de dinleriz.
filme gelince.Kimse uğraşmasın artık şu muhteşem çocuk klasiklerini çekmek için.olmuyor da olmuyor.Zavallı yaratıklar sığıntı gibi olmuşlar filmde ordan oraya çocuk oyuncu akraba mıdır aile dostumudur bilemedim o kadar mı kötü oynanılır tamam çocuk oyuncuların süper rol kesmesinin itici olduğunu düşünüyorum ama yani bu doğallık da olmamış çocuk resmen yapmacık. Diğer küçük oyuncuların ününe mi erişmek mi istedi ufaklık ya da yeteri kadar iyi bi oyuncu yönetimi mi olamadı ya da çekimler esnasında canı sıkılmıştır herhalde e bırakmak da olmaz.annesi de zorlamıştır çocuğu oyna da oyna.onun da işi zor şimdi üzüldüm.Spike Jonze'yi seviyorum iyi niyetli de bir iş olmuş ancak ben pek de keyifle izleyemedim çünkü kitaptan filme geçişte pek çok boşluk oluşmuş o boşluklar esnasında izleyici sıkılabiliyor.
Tuesday, May 18, 2010
Beck
beck sanırım sayntolojiye fazla vakit ayırmaktan müzikle pek de o kadar ilgilenemiyor olsa gerek ki son albümü dahil olmak üzere bende dinleme isteğini yitiyor.Biz onu eğlenceli biraz da acıklı bilirdik nebiliyim ağıtsal folk şarkıları falan vardı bu adamın derhal güzel kayıtlar yapsın da dinleyelim özledik.
kamusal alanda tartışınca..
kamusal alanlar özellikle çiftlerden birinin kafası saçmalıktan geçilmiyorsa tartışmak için ideal alanlar.açık alandaki oksijenden midir yeşile bakmaktan mıdır nedir özellikle insan daha kolay sakinleşebiliyor sinirlenmeye değilde bir tür hüzne dönüşüyor hissedilenler garip bir durum. Antik yunanda falan açık havada yapılırmış ya felsefi söylemler vs ya da tartışmalar belki ondan verimlidir kimbilir.Hem kamusal alanlar tarafsız bölge oluyor ne biliyim iki tarafta kendine ait hissetmiyor orayı eşit olunuyor bi nevi.hem televizyondu çalan müzikti gibi duygusal efektler de olmuyor daha yalın bir arena sanki işte ama tabi en güzeli hiç kavga etmeyelim tartışmayalım.
Sunday, May 16, 2010
dolmuşta niye bütün paraları ben uzatıyorum
dolmuşa bindiğimde herkesin bana para göndertmesini bi de benim çok büyük bi sorumluluğu almışımcasına heyecanlanmamdan nefret ediyorum.yanımda kim oturursa otursun ya msg yazıyo ya eli kolu dolu oluyor ya da çoğunlukla hiç oralı olmayıp kafasını cama doğru dalmış gitmişçesine dönüyor. hayır bu bi paranoya falan değil gerekirse spss falan kullanıp bunun bilimsel açıklamasını yapıcam dolmuşta toplam 7 kişiyiz 7'de iki kişi para uzatıcı oluyor o iki kişiden biri de ben oluyorum arkada 4 önde iki kişi varsayarsak tabi.toplumun genelinde de işleri yapması uygun bulunan kişi yüzdesiyle aynı belki bu oran öyle işte.
Saturday, August 19, 2006
slalom pisti olarak yaşam

slalom kelimesine rastlamam çok tesadüfi oldu bazen bazı kelimelerle tuhaf bir ilişkiniz olur onlara hemen kanınız kaynar ve sürekli kullananız gelir..beyninizde tekrar eder durur.kelimenin akustiğinden midir yoksa anlamının içeriğindenmidir bilmezsiniz.musallat olmuştur işte.bunlardan biri çocukken izlediğim kayak yarışmalarında bayrakların etrafında sert virajlar yapan insanların aslında slalom hareketini gerçekleştirmiş olduğunu öğrenişim ve kelimenin hoş söylenişi oldu..ortaya çıkan bayraklı bir sopa ve etrafını sert bir dönüşle kattetmek.sonra bir başka bayrak.
sert kopuk geçişler sürekli yokuş aşşağı durduramadan kayıp gidiyor olmak..slalom pistindeki yarışçının hüzünlü bir kaderi bir sürü bayrağı geçsede bir kaçında çuvallamak..
duygusal anlamda da keskin geçişlerin ve durdurulamayan akışın içinde slalom pistindeymişçesine yaşıyor olmayı kabullenememek.bir gün her şey yolunda çünkü son hızla kaptırmış yokuş aşağı kar tanelerinin üstünden kayıp gidiyorken başarılı olmak adına keskin dönüşle farklı istikamette yol almaya çabalamak.hayat da biraz öyle sanki.trtde cmartesi gecesi eğlence prglarının vitrin mankeni donukluğuyla konuşan spikerlerinin şiirlerini anımsatıyorum kendime.bir dekorum eksik.belki zorlarsam iki üç plastik çiçekle de bu işi halledersem güzel olucak.hayatı belli bir noktasından diğerine ulaşmak için çeşitli kıvraklıklarla istikamet saplarıyla donatılmış bir biçimde yaşamaya dayanamamak da söz konusu olabilir.yuvarlananan karlar içine gömülen başarısız bir yarışmacı da olabilirsiniz..bir öyleyken bir böyle.
çok uzun süre organlaşmış birine yabancılaşmak..hep gidilen bir yere artık hiç gidilmeyecek olması..bir durumun yerlisiyken pılını pırtını toparlayıp kendini durumdışına sürmek..hep oynanılan rolü reddedip film karesinden fırlamak..repliksel sistemi bozmak..size yöneltilebilecek tüm soruların artık cevapsız kalması..akış içersindeki mantık hatalarını bularak oynanan bir oyuna dönüştürmek..yanındaymış gibi konuştuğun birinin aslında yanında olmadığını anladığın andaki kendi kendime konuşuyorum yalnızlık-paniği nin beni gören oldu muyla karışmasına sebep vermek ve tüm bu kişileri uzaktan izlemek eğlenmek için değil ezberlenmişliklerin fos çıkmasıyla oluşan doğaçlama absürde dönüşen devamlılığın kırılışa uğramasına bakmak.keskin virajların birinde artık dönememek.duruma uyum kaybı.kafanda kar maskesiyle ifadesizleşmiş ve susturulmuşken.
Monday, June 12, 2006
bayat laflar
bunun senle ilgisi yok,sorun sende değil bende bu laflar inanılmaz batmaya başladı son zamanlarda bana sarfedilmesi dışında insanların birbirine bunu söylemesi çok ciddi bi kestirip atma mazareti.
öncelikle belli bi olay varsa bileşen senin ve karşındakinin tutumlarıdır hiç biri diğerinden soyutlanamaz.evet her şeyin biribirimizle ilgisi var her şeyin birbiriyle ilgisi var.böyle slogan lafları artık kimse kullanmasın mümkünse.
sayısız slogan laftan biri de ''ben böyleyim'' söylemini içinde barındıran kişisel ifşa araçlarını genişletme çabasıyla şaşırıp kalan insanlar.gerek gündelik yaşamda gerek blog sayfalarında korkunç bi tiksinçlik uyandırma çabası var sonunda da ben böyleyim kardeşim haha bak ne kadar değişiğim gördün mü mesajı geliyor.kötülüğün ne kadar çekici olabiliceğini tabiyki anlıyorum ama hayat sahne ya da bir gösteri alanı değil ki ..
sıradan hayatını sıradışı kılıyor olma biçimi olarak görülmesin orda burda hueeyt öyle umursamaz öyle canının istedigini yapan biriyim ki söylemlerinin sonucu olan başkalarını kırıp döken tutumlar.neyse işte kişisel bi serzeniş o kadar.
öncelikle belli bi olay varsa bileşen senin ve karşındakinin tutumlarıdır hiç biri diğerinden soyutlanamaz.evet her şeyin biribirimizle ilgisi var her şeyin birbiriyle ilgisi var.böyle slogan lafları artık kimse kullanmasın mümkünse.
sayısız slogan laftan biri de ''ben böyleyim'' söylemini içinde barındıran kişisel ifşa araçlarını genişletme çabasıyla şaşırıp kalan insanlar.gerek gündelik yaşamda gerek blog sayfalarında korkunç bi tiksinçlik uyandırma çabası var sonunda da ben böyleyim kardeşim haha bak ne kadar değişiğim gördün mü mesajı geliyor.kötülüğün ne kadar çekici olabiliceğini tabiyki anlıyorum ama hayat sahne ya da bir gösteri alanı değil ki ..
sıradan hayatını sıradışı kılıyor olma biçimi olarak görülmesin orda burda hueeyt öyle umursamaz öyle canının istedigini yapan biriyim ki söylemlerinin sonucu olan başkalarını kırıp döken tutumlar.neyse işte kişisel bi serzeniş o kadar.
Friday, May 26, 2006
We could slip away, wouldn't that be better..me with nothing to say, and you in your autumn sweater

yo la tengo dinledikçe daha bi içe dönük oluyorum belki bende bu etkiyi yapıyodur.zaten kendime doğru bükülebiliceğim şarkıları seviyorum.kendine doğru bükülmek doğrusal düzlemde uzayip
kendinden uzaklaşmaya çalışrken sert bi virajla istikameti kendine yöneltir durumda bulmak.autumn sweater kişinin söyliyceklerinin ağzına tıkanması ya da donup kalmasıyla iligili yazılmış en iyi şarkılardan biri.bazen ne kadar bişiler söylemeye çalışsak da olmuyor.beyinde duygular sözcüklere dönüşmüyor.belki de beyin o kadar karmaşık o kadar melez o kadar mutant duygular yaratıyor ki onları adlandırmamışız daha önce.zaten gerek de yok her söylenen kelime sadece söylemek istedigimizi ''gibi'' aktarıyor.ne hissettiğimle ilgili her söyledigim yalan mı oluyor o zaman..yalan değil.gerçekten kafamda olan biten şeyin kötü bi yansıması.gülen aynalarda yansıyan görüntülerimize benziyo.herkesin o tuhaf gülen aynası da farklı olabiliyor yanında taşıdığı.bu durumda hislerin anlatımına dair müzik resim ve hangi dil kullanılıyorsa hayırlı bi iş.maske diye bi film vardı cher in.ne garip bişiydi o ööyle yüzünde doğuştan ciddi orantısızlıklar olan bi oğlu vardı o garip konkav konveks aynalardan birine baktığında görüntüsünün olası normal haliyle karşılaşıyordu.belki bir gün bir başkasının gülen aynasına bakarsak sürekli anormalleştirip şeklini bozduğumuz duygularımız adlandıralamayan hislerimiz normal bir görüntüye kavuşur.evet saçmalamakta sınır yok.
autumn sweater ın sözleri..
When I heard the knock on the doorI couldn't catch my breathIs it too late to call this offWe could slip away, wouldn't that be betterMe with nothing to say, and you in your autumn sweaterI tried my best to hideIn a crowded room, it's nearly possibleI wait for you, oh, most patientlySo I looked for your eyesAnd the waves looked like they'd pour right out of themI'll try hard, I'll try always.But it's a waste of timeIt's a waste of time if I can't smile easilyLike in the beginningIn the beginning...
Thursday, May 25, 2006
nine inch nails

tüm zamanların en depresyon şarkılarından biri kesinlikle hurt ve ne kadar dinlesem bıkmıyorum.kafada bazı şarkılar çalar durur bu onlardan biri.zaten trent reznor öyle dinlerken sanki etrafa sis makinasından sisler yayılıyor ya da şatoya giden patikadayız ulaşıcaz.evet nine inch nails giderek o kasvetini yitirse de ne oluyo bitiyo ben kendimi yıllardır bu adamın sesini dinlerken buluyorum bağırı çığırıyo asıcam kesicem kendimi diyo yeter artık diyo seviyorum lan diyo.iyiki de diyo yani.polanski nin karsının öldürüldüğü evde yaşıyodu biara hala orda mı acaba.kendine yöneltilmiş cinayi istekler hat safhada zaten.son albüm de öyle yeter be hep aynı hep aynı söylemimizi süslüyo agresifleştiriyo bize dinletiyo.hani olur ya öfkeli ama duygusal tipler onlardan biri trent.help me i am in hell diycek kadar da yardıma muhtaç insan ruhunu anlatıyor yardım istiyo ama böyle acındırarak değil sanırım en çok bu yüzden seviyorum adamın sözlerini.varoluşa dair aptal kaygıları yok direkt yaşanmışlık bıkmışlık deneyimler içinde sıkışıp kalma hali söz konusu.yani çıkış ararım ve bulabilirimler ..ortaçağ şatosunun tekinde konser verse çok sevinirdim nin. üzerine placebo nun space monkey sini dinlemek gayet iyi geliyo placebo arada böyle karanlık vokaller yapsın çok güzel oluyor.tezer özlü,sylvia plath okurken falan bu adamlar eşlik etsin yakışıyo
Wednesday, May 24, 2006
domestik bakışmalar
doğduğumdan beri en çok göz göze geldiğim şeyin duvarlar olduğunu daha da iyi anlıyorum sıkıntılı sıcak bir günde.sürekli bir prizmanın içindeyim ve onun her cm karesini bilinçdışımın görsel çöplüğüne kaydediyorum.epeyce tavana bakıyorum.tavana eğlenceli bişiler assam belki iyi olur.üstelik dişçilerde niye tv koymazlar tepeye anlamıyorum sürekli beyazlığa bak bak delirtici..neyse işte yatağında insanın kendini dişçi koltuğundaycasına tedirgin,huzursuz ve sıkılıyor hissetmesi iyi değil.bu durumda bekleme odamız da evin diğer odaları oluyor.nebliyim akşam sabah olsun diye kasmak ve sabahleyin de akşam olsun diye beklemek çok beklentilisin çok..duvarların hipnotize edici etkisi var.baktıkça bakasın geliyor.kulağına aynı şeyin söylenmesinin embesilleştirici etkisi gibi sürekli aynı duvarlara bakmak.gözüne sürekli aynı şeyleri görüntülemesiyapıştırılan resmi asılan çerçeveyi yutan.astığın şeye bakıp seviniyosun önce sonra noluyosa oluyo duvarın ekolojisine karışıyo sanki eriyo.duruyo orda ama yok görmüyosun.
Subscribe to:
Posts (Atom)